3. Dünya Savaşı Çoktan Başladı mı? ABD-Çin Rekabeti, İran Savaşı ve Küresel Çöküş Senaryosu

🌍🔥 3’ncü Dünya Savaşı Çoktan Başladı…


Malezya’nın Efsanevi Başbakanlarından Mahattir Bin Muhammed “İki Bin Yıllık Deneyim ve Dünya Kadar Bilgi Bizim Yaşamlarımızı Taş Devri İnsanlarından Daha İyi Yönetmemize Yetmedi” sözü ile bugünün savaşlarında yaşanan yıkımı anlatmaktadır. Bu söz son derece anlamlıdır. İnsanlığın teknolojik ve bilgi birikimindeki devasa artışa rağmen; şiddet, açgözlülük, çevre yıkımı ve toplumsal sorunlar gibi temel insani krizleri çözmekte Taş Devri insanlarından daha ileri gidemediğini savunan eleştirel bir yaklaşımdır. Günümüzde devam eden savaşların, hepsinde yıkım, acı ve gözyaşı giderek artmaktadır. 😔🔥


Yaşadığımız aslında 3ncü dünya savaşının bizzat kendisidir. Bu savaşa, geçmiş dünya savaşları ile karşılaştırarak adını koymakta zorlanıyoruz. Savaşın jeoekonomik etkisi harp silah ve araçlarını kullanmayanları ve savaş alanından binlerce kilometre ötede olanları da zengin/fakir ayrımı yapmadan etkilemektedir. 🌐⚖️

Rus filozof Aleksandr Dugin’in Ocak 2026 başında dile getirdiği "Gerçek bir Üçüncü Dünya Savaşı’na giriyoruz. Hem de hızla. Mesele Venezuela değil" sözleri, küresel jeopolitik gerilimlerin zirve yaptığı bir döneme işaret eden çarpıcı bir uyarıdır. Bu tespit, sadece Güney Amerika'daki bölgesel bir anlaşmazlığı değil, küresel ölçekteki yapısal bir çatışma sürecini vurgulamaktadır. Henüz adı konulmamış olsa da İran savaşı bu tespiti doğrular niteliktedir. ⚠️🌍


1945 yılında Albert Einstein ve Manhattan Projesi (2nci Dünya Savaşı yıllarında ilk nükleer silahı üretmek için yürütülen proje)’nde çalışan bilim insanları tarafından kurulan, nükleer riskler, iklim değişikliği ve yıkıcı teknolojilerin yarattığı küresel tehditleri inceleyen, “Atom Bilimcileri Bülteni” insanlığın yok oluşuna ne kadar yakın olduğunu gösteren metaforik "Kıyamet Saatini” her yıl güncellemektedir. ⏳☢️

Nobel ödüllü bilim insanlarının da aralarında bulunduğu uzmanlar, saati ayarlamak için uluslararası güvenlik durumunu değerlendirirler.

Bülten, Ocak 2026’da "Kıyamet Saatini gece yarısına 85 saniye kala (önceki yıl 89 saniye idi) olarak güncellemiştir. Bu güncelleme insanlığın yok oluşa tarihindeki en yakın olduğu noktayı temsil eden sembolik bir uyarı olarak kayıtlara geçmiştir.

Ukrayna-Rusya savaşı ile artan nükleer tehditler, iklim kriziyle mücadelede yetersizlik, yapay zekanın askeri kullanımı ve biyolojik riskler, saatin ileri çekilmesinin ana nedenleri olarak belirtilmiştir. İran savaşı öncesi yapılmış olan güncelleme muhtemelen yenilenecektir.

Kısacası her gün kıyamete adım adım yaklaşıyor ve adeta Mahattir Bin Muhammed’i doğrulamak için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz.

Albert Einstein: “3.cü Dünya Savaşının Hangi Silahlarla Yapılacağını Bilmiyorum, Ancak 4.cü Dünya Savaşı Taş ve Sopalarla Olacak.” derken yaşamakta olduğumuz savaşların daha şiddetlenmesi halinde büyük bir yıkım yaşayabileceğimizi yıllar öncesinden işaret etmektedir. Yaşanan savaşlar daha büyük bir yıkımın habercisi gibidir adeta. 💣🔥


Charles Kindleberger, hegemonik istikrar teorisinde, küresel ekonomik sistemi yöneten hakim gücün (hegemon) istikrarı sürdürmek için üstlendiği askeri, diplomatik ve ekonomik yüklerin zamanla hegemonun kendi ekonomisini zayıflattığını ve bu durumun nihayetinde hegemonun gücünün azalmasına yol açtığını savunmaktadır.

Hegemon, uluslararası ticari düzenin devamlılığı için açık piyasalar sağlama, döviz kurlarını istikrara kavuşturma ve kriz anlarında "son kredi mercii" olma gibi görevler üstlenir.

Bu görevler, hegemon devletin kamu maliyesi ve dış ticaret dengesi üzerinde büyük yükler oluşturur. Bu "hakimiyetin maliyeti" olarak adlandırılır.

Zamanla, bu maliyetler hegemonun ekonomik kaynaklarını tüketir. Yüksek savunma harcamaları ve dış yardım yükleri, iç yatırımları ve ekonomik büyümeyi yavaşlatarak rekabet gücünü düşürür.

Hegemon güç, kendi yarattığı sistemi sürdüremez hale gelir ve bu durum uluslararası sistemde istikrarsızlığa (krizlere) yol açar.

İşte Trump yönetimindeki ABD’nin artan savaş çığırtkanlığının temel nedeni budur. 🇺🇸⚠️


💰 “AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ'NİN ULUSAL BORCU REKOR SEVİYEYE ULAŞMIŞTIR”

1945 sonrası hegemonik güçlerden biri olan ve SSCB’nin dağılması ile tek egemen güç haline gelen ABD’yi Trump’ın işbaşına gelmesi ve MAGA söylemi ile yapmak istediği Kindleberger’in teorisinde ortaya koyduğu gibi hakimiyetin maliyetini karşılamaktır.

Amerika Birleşik Devletleri'nin ulusal borcu Mart 2026 itibarıyla 39 trilyon dolar eşiğini aşarak rekor seviyeye ulaşmıştır.

Bu devasa borç, ülkenin toplam ekonomik çıktısının (GSYİH) %120'sinden fazlasına denk gelmekte ve sürekli bütçe açıkları, sağlık giderleri ve artan faiz oranları nedeniyle hızla artmaya devam etmektedir. 📊📉


Her geçen gün Çin karşısında dezavantajlı duruma düşen ABD’nin, tüm maliyetine rağmen ve hâlâ güçlüyken, uluslararası düzende belirli değişimler talep etmesinin temel nedeni budur.

Korumacılığa, ticaret savaşlarına, çok-taraflılığın ve uluslararası hukukun reddine, yaptırım ve cezalandırma diplomasisine, yoğun bir güç kullanımı ve güç kullanma tehdidine dayalı, küresel sorumluluğun paylaşılmasını değil terk edilmesini temel alan milliyetçi bir güç stratejisi izlemeye başlamıştır ABD.


ABD’nin Venezuela’da yaptığı ve İran’da yapmak istediği budur. Ana rakibi olan Çin’dir ABD’nin.

Ancak, asıl rakibine gitmeden önce rakiplerin etkisi altındaki aktörleri etkisiz hale getirmek ve askeri, ekonomik her türlü bağlantılarını kesmek istemektedir.

Venezuela ve İran’ın en büyük destekçisi Çin’dir. Ve bu ülkelerden ihtiyacı olan petrolün önemli kısmını karşılamaktadır. 🛢️


Kokain kaçakçılığına zemin hazırlaması ve ABD’ye gidişini kolaylaştırdığı gibi nedenlerin BM ve ABD’nin kendi verilerinde karşılığı olmadığını bildiği halde müdahalenin ana nedeni Venezuela’nın Çin ile artan yakın iş birliğidir.

İran’a müdahalenin ana nedeni de Çin ile artan stratejik iş birliğidir ve Çin ihtiyacı olan petrolün %80’nin İran’dan karşılamasıdır.

Zayıflamakta olan hegemonik güç kaos ortamı yaratarak Çin’i sınırlamak ve yükselişini durdurmak istemektedir.

İran savaşının ana nedeni budur. ⚠️🔥


Rusya’nın Ukrayna ile devam eden savaşı ABD’nin bu tür müdahalelerini kolaylaştırmaktadır.

İran’ın nükleer çalışmaları, füze üretimi, direniş güçlerine desteği buzdağının altındaki nedenlerdir.

Ve ABD’yi bu savaşa İsrail sürüklememiştir. İsrail’in yumuşak karnı olan İran hassasiyetini ABD istismar ederek kendine en uygun bir suç ortağı yaratmıştır.

Bu durum İsrail’in işine gelmiş ve 12 gün savaşında yıprattıkları İran’ı tamamen yok etmek odaklı bir saldırı stratejisinde, ABD ile birlikte katliam ortaklığı yapmaya başlamıştır.


Çin’e ihtiyacı olan petrol ’ün sevki dışında, satılan petrolün Çin para birimi olan Yuan veya milli para birimleri ile yapılıyor olması halen bazı verilerde hegemonyasını sürdürse de düşmekte olan hegemonik güç ABD’yi ciddi şekilde sarsmaktadır.

Küresel ölçekte petrol ticaretinin halen yaklaşık %80’ni dolar ile yapılıyor olsa da petrodolar karşısında petroyuan’ın giderek güçlenmeye başladığını veriler göstermektedir.

Petrodolar ile kurduğu düzen sayesinde dolar talebi yaratan, ucuz borçlanabilen ve finansal yaptırımları küresel silah olarak kullanabilen ABD bu yolla hakimiyetin maliyetini en kolay yoldan karşılamaya çalışmaktadır.

ABD’nin Venezuela ve İran hamlelerinin arkasında Yuan’ın yükselişini durdurmak öncelikli hedefi olarak görülebilir. 💱⚖️


Mart ayı sonunda planlanan Çin ziyareti öncesi Trump, Şi Cinping’in karşısına zafer kazanmış ve Çin’in Venezuela’dan sonra çok daha önemli petrol kaynağını kontrol ederek ve İran’ı etkisiz hale getirmiş olarak çıkmayı hedeflemiş olduğu aşikardır.

Ancak, görüşmelere kısa bir süre kalmasına rağmen İran, cephane derinliği ve her türlü darbeye karşı dayanıklı ve sürdürülebilir olduğu görülen devlet kapasitesi ile ABD/İsrail ve destekçilerine karşı meydan okumaya devam etmektedir.


🚀 “İRAN, ABD’NİN ARTIK STOKLARI TÜKENDİ DEDİĞİ ANDA...”

Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü verilerine göre 850 milyar doları ABD,40 milyar doları İsrail ve 125 milyar doları Körfez ülkeleri olmak üzere toplam yaklaşık 1 trilyon dolarlık savunma bütçeleri karşısında 9 milyar dolarlık bir bütçe ile savaşan ve yıllardır süren yaptırımlarla modern bir deniz ve hava kuvvetlerinden yoksun kalan İran mevcut şartlar altında geliştirdiği strateji ile hegemon ve yandaşlarının hakimiyetine karşı durmaktadır.

Elindeki kapasiteyi 12 gün savaşından elde edilen derslerle güçlendiren İran, ABD’nin artık stokları tükendi dediği anda o ana kadar kullanmadığı farklı füze türleri ile karşımıza çıkmaktadır. 🚀🔥


Ukrayna karşısında ilk başlarda ciddi kayıplar veren soğuk savaşın diğer hegemonik gücü SSCB’nin devam olan Rusya’nın düştüğü duruma içten içe gülen ABD şimdi aynı duruma kendisi düşmüştür.

Çinli bir askeri yetkiliye atfen söylenen "sınırsız savaşın ilk kuralı, hiçbir kural olmamasıdır” ilkesinin ABD/İsrail ikilisi tarafından açıkça uygulandığı bir savaşı canlı yayınlarla izlemeye devam ediyoruz.

Rusya’yı sınırsız savaş nedeni ile suçlayan AB ‘nin bu konuda sesi çıkmamaktadır.165 kız öğrencinin yaşamını yitirdiği saldırıda bile AB ve AB ülkelerinden yüksek sesle kınama yapılamamıştır. 😔


⚔️ “OLASI BİR KARA HAREKÂTI...”

Fransız General Beaufre’nin “Eğer geneli kucaklayan bir İdeanız, bir felsefeniz yoksa, o zaman yüzünüze karşı esen rüzgardan hareket edemez hale gelirsiniz.” sözü ABD/İsrail ve yandaşlarının içine düştükleri durumu yansıtmaktadır.

İnisiyatifin giderek İran’ın eline geçmekte olduğu bir aşamadayız.

Oldukça yıpranan ABD/İsrail hava savunma sistemlerinin ortaya iyice çıkan zafiyetleri İran füze ve SİHA’larına yeni saldırı imkanları üretmektedir.

İlerleyen süreçte Rusya ve Çin’in desteği daha belirgin hale gelebilir.


☢️ Nükleer Risk ve Küresel Kırılma

Artık, taktik nükleer silah kullanımı ve kara harekâtı dile getirilmektedir.

Bu durum Japonya karşısında çaresiz duruma düşen ABD’yi hatırlatmaktadır.

Sınırsız savaşın bir parçası olarak nükleer silah kullanmak.

Unutulamamalıdır ki İran’da bu tür bir silahı geliştirmiş olabilir veya İran’a karşı bu tür bir kullanım durumunda kendisine bu tür silah verilebilir. ⚠️☢️


İran yönetiminin kendi halkına karşı uyguladığı yöntemlerin asla uygun olmadığını vurgulamakta fayda olacaktır. Ancak, bu uluslararası hukuka, ahlaki ilkelere veya meşru müdafaa hakkına dayanmadan, saldırganlık, toprak kazanımı veya ekonomik çıkar amacıyla başlatılan haksız bir savaştır.

İran’ın yaptığı eğer hala bir nebzede olsa uluslararası hukuk varsa BM 51nci maddesi kapsamına giren meşru müdafaa hakkının kullanılmasıdır.


Yüzyıllar boyunca İran platosu işgalleri bertaraf etmiş, yeniden devlet inşa etmiş ve bir güç merkezi olarak yeniden ortaya çıkmıştır.

Coğrafya önemlidir, ancak hayatta kalmayı tekrar tekrar stratejiye dönüştüren uzun bir uygarlık hafızasının bulunduğu unutulmamalıdır.

Olası bir kara harekâtı, İran’ın stratejik derinliğinde kolaylıkla bertaraf edilebilecek ve bu ABD/İSRAİL ikilisindeki çöküşü hızlandırabilecektir.


Antik Çağ’dan Orta Çağ’a geçiş evresinde yaşamış ilk Hıristiyan bilgelerinden biri olan Augustinus’un Tanrı Devleti adlı eserinde zikredilir.

Makedonya İmparatoru Büyük İskender, yakaladığı bir korsanı, denizlerde dehşet saçmakla suçlayınca, korsan cevâbı yapıştırır:

“Senin benden ne farkın var, benim bir gemim var, senin gemilerin çok ve büyük olduğu için kendini farklı mı sanıyorsun!” ⚖️


Augustinus’un bu sözünü İran cesaretle uygulamaktadır.

Ve Kindleberger’in “Hegemon güç sonsuza kadar hegemon kalamaz.” ifadesi de bu savaşla birlikte gerçekleşecek gibidir.


✍️ E. General Prof. Dr. Fahri Erenel TASAM Başkan Yardımcısı.


0 Yorum

Yorum yapın
Yorum yapmak için lütfen üye girişi yapınız!..