Kategoriler
Popüler Haberler
Amerika Merkezli Küresel Gelişmeler ve Mülahazalar 🌍
- GosbİK
- 21 Ocak 2026
- 0 Yorum
- 882 Okuma
Amerika Merkezli Küresel Gelişmeler ve Mülahazalar 🌍
E. Büyükelçi Halil AKINCI
DTF Akil Kişiler Kurulu Üyesi
Trump yönetimindeki Amerika Birleşik Devletleri’nin davranışları asla tecviz edilemez; ancak bu politikaları yalnızca hesapsız, kitsapsız kişisel kaprisler olarak değerlendirmek de eksik olur.
Trump dünyaya bir iş insanı perspektifiyle bakmaktadır. Ona göre devletin temel işlevi, tıpkı bir şirket gibi bilançoyu düzeltmek ve kâr üretmektir 💰. Kanada ve Meksika gibi en yakın müttefiklerle dahi dış ticaret dengesini zorlamasının temelinde bu anlayış yatmaktadır. Kısa sürede sonuç almak adına radikal ve köklü kararlar almaktan çekinmemektedir.
Oysa Amerikan tüketicilerine uygun fiyatla sunulan ve düşük maliyetli ülkelerde üretilen birçok ürünün sahibi bizzat Amerikan şirketleridir. Bu çelişki, Trump siyasetinin temel paradokslarından biridir.
Trump, “güçlü olan haklıdır” anlayışına inanmaktadır 💪. ABD’nin dünya doğal kaynaklarından kendi ölçü ve koşullarına göre yararlanabileceğini ve bu kaynakların küresel arzında söz sahibi olması gerektiğini düşünmektedir.
Bu nedenle üretimi, karşılaştırmalı maliyet kuralına uysun uymasın, yeniden Amerika’ya çekmeye çalışmaktadır. Bunu gümrük vergilerini artırarak, kontrolü dışındaki ticaret bloklarını zayıflatmaya çalışarak ve dünyaya fazla açılmanın zarar verdiğine inanarak yapmaktadır.
Bu yaklaşımın siyasi sloganı olan “MAKE AMERICA GREAT AGAIN” 🇺🇸, dünyanın zaten en güçlü devleti için ironik görünse de, seçmen tabanını konsolide etmeye yetmiştir.
Orta Doğu, Doğal Kaynaklar ve Sınır Tanımayan İhtiraslar ⚠️
Orta Doğu’nun dilimlere bölünmesi, Çin’e karşı denge arayışının tetiklediği Rusya yakınlaşması, dünya doğal kaynaklarına yönelik açık iştah ve bu uğurda savaş ihtimalinin göze alınması, Trump döneminde şekillenen siyasetin ana unsurlarıdır.
Bugün Amerika ve İsrail’in hayati çıkarları, başka bağımsız devletlerin sınırlarını aşmakta; bu çıkarlar, başka ülkelerin egemenlik ve bağımsızlıklarını dikkate almadan genişlemektedir. Bu sınır tanımaz ihtirasları durdurabilecek caydırıcı bir küresel güç ise görünmemektedir.
Bu noktada tek denge unsuru, bu ülkelerin kendi iç siyasal ve hukuki sistemleridir ⚖️.
İç Hukuk – Dış Hukuksuzluk Çelişkisi
Her iki ülkede de dış dünyaya karşı uluslararası hukuk ve kurallar hiçe sayılabilirken, içerde kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, ifade ve toplantı özgürlüğü işlemektedir.
İsrail’de bir başbakan savcılık talimatıyla polis tarafından sorgulanabilmekte; ABD’de mahkemeler, dev şirketlere milyonlarca dolarlık cezalar kesebilmekte; hatta devlet başkanlarının geçmişleri kamuoyu önünde didik didik edilebilmektedir.
Bu sistem, geçmişte Vietnam Savaşı’nın sona erdirilmesini, İsrail’in ise Camp David Anlaşmaları’na yönelmesini sağlamıştır.
❓ Peki demokrasi bu kez de işe yarayacak mı?
Yeni Küresel Düzende Türkiye Ne Yapmalı? 🇹🇷
Amerika ve İsrail’in şekillendirdiği bu yeni ortamda Türkiye’nin atması gereken adımlar nettir:
🔴 1. Proaktif Dış Politika Yanılgısı
Türkiye, Suriye’de kendisini belaya sokan “proaktif dış politika” kavramını tarihin stratejik derinliklerine gömmeli ve tekrar hortlamasına asla izin vermemelidir.
🔴 2. Açılım Süreci Gerçeğiyle Yüzleşmek
Türkiye, “açılım süreci”nin ülkeye açtığı sorunları artık açıkça idrak etmelidir. Özellikle bu sürece meşruiyet kazandıran ana muhalefet, tutumunu yeniden değerlendirmelidir.
PKK’ya ciddi ön şartlar olmadan başlatıldığı anlaşılan süreçten ne millî mutabakat ne de somut bir ilerleme çıkmıştır. Aksine DEM/PKK taleplerini sürekli yükselten ve çözümü dikte eden taraf hâline gelmiştir.
Bu “çözüm” anlayışının yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmadığı; Diyarbakır Barosu’nun Halep’te asayiş sağlayan devlet güçlerini eleştirmesi ile açıkça görülmüştür.
Suriye, Şam ve PKK Gerçeği
İsrail ile Şam arasında Paris mutabakatı çerçevesinde, İsrail’in Suriye merkezi yönetimine ve SDG’ye yönelik esneklik tanıdığı anlaşılmaktadır. Aksi hâlde Şam güçlerinin Halep’te bu ölçüde sert davranması mümkün olmazdı.
Türkiye için birinci öncelik, toprak bütünlüğü ve üniter yapının korunmasıdır 🛡️. Türkiye’ye dikte edilen federatif sistem, iç savaşa yol açmadan kurulamaz. Hiçbir devlet, toprağının bir bölümündeki egemenliğinden vazgeçip geri kalanında ayakta kalamaz.
Bu mesele artık yalnızca Türkiye’nin değil, bölgesel bir güvenlik sorunudur. İlk aşamada Suriye’deki PKK varlığı sindirilmeli; bu da inisiyatif alarak değil, fırsatları değerlendirerek yapılmalıdır. Bugünkü Şam yönetimine verilen destek doğru ve sürdürülmelidir.
Yeni İmparatorluklar ve Tarihin Tekerrürü 🏛️
Eğer bu yaşananlar bir yapay zekâ senaryosu değilse ve birileri bizi işletmiyorsa, 1945 sonrası kurulan düzeni kuranların bizzat kendilerinin yıkmaya kararlı oldukları sonucu ortaya çıkmaktadır.
Amerika, kendini dünyadan tecrit ederek yakın çevresine hapsolan ikinci imparatorluk olabilir. İlki Çin’dir. Çin’in 15. yüzyıldaki büyük donanma seferlerinden sonra içine kapanmasının, 19. yüzyıldaki geri kalmışlığı ve Batı’nın oyuncağı hâline gelmesiyle bir ilişkisi olup olmadığı sorusu hâlâ geçerlidir.
Bu güçler orada durmaz. Nüfuz alanı değil, mutlak egemenlik isterler. Egemenliklerini sınırlayan hiçbir yükümlülüğü kabul etmek istemezler. Uluslararası Adalet Divanı’nı tanımamaları yeni değildir; ancak artık ortak tehlikeye karşı işbirliğini öngören yapılardan da uzaklaşmaktadırlar.
#ABDPolitikası #TrumpDönemi #KüreselSiyaset #OrtaDoğu #TürkiyeDışPolitikası #PKK #Suriye #ÜniterDevlet #Uluslararasıİlişkiler #Jeopolitik






0 Yorum