Sanayinin Milli Gelirdeki Payı 17 Yılın En Düşük Seviyesine Geriledi: İmalat Sanayinde Alarm Zilleri Çalıyor
Türkiye ekonomisinin üretim yapısında dikkat çeken bir değişim yaşanıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2026 yılının Ocak-Mart döneminde sanayinin Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki payı yüzde 17,7'ye, imalat sanayiinin payı ise yüzde 14,9'a gerileyerek 2009 yılından bu yana en düşük seviyelerden birini gördü. Son iki yıldır devam eden düşüş eğilimi, üretim, yatırım ve ihracat tarafında yaşanan zorlukları yeniden gündeme taşıdı.
Sanayinin GSYH İçindeki Payı Son 17 Yılın En Düşük Seviyesine İndi
Türkiye ekonomisinin üretim kompozisyonunda dikkat çekici bir değişim yaşanıyor.
Gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içinde sanayi ve imalat sanayiinin aldığı pay, 2026 yılının ilk çeyreğinde son 17 yılın en düşük seviyesine geriledi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Ocak-Mart döneminde sanayinin GSYH içindeki payı yüzde 17,7'ye, imalat sanayiinin payı ise yüzde 14,9'a düştü.
Böylece her iki kalemde de 2009 yılından bu yana en düşük oranlar kaydedildi.
2022'de Zirve Yapan Sanayi Payı Son İki Yıldır Sürekli Geriliyor
Veriler, son yıllarda sanayi sektöründeki pay kaybının istikrarlı şekilde devam ettiğini ortaya koyuyor.
2022 yılının ilk çeyreğinde yüzde 27,9 ile zirve yapan sanayinin milli gelirdeki payı, son iki yıldır her çeyrek kademeli olarak gerilemeye devam etti.
Benzer şekilde imalat sanayiinin payı, 2021'in son çeyreğinde ve 2022'nin ilk çeyreğinde yüzde 23,6 ile son çeyrek asrın en yüksek seviyesine ulaştıktan sonra, yaşanan gelişmelerin etkisiyle yüzde 15'in altına geriledi.
Yüksek Faiz ve Finansman Maliyetleri Üretimi Yavaşlattı
Sanayi ve imalat sanayiindeki gerilemede son yıllarda uygulanan ekonomi politikalarının etkili olduğu değerlendiriliyor.
Yüksek faiz politikası, artan finansman maliyetleri ve iç talepte yaşanan yavaşlama, üretim tarafında önemli baskılar oluşturdu.
Özellikle sıkı para politikasıyla birlikte;
Krediye erişimin zorlaşması,
Faiz oranlarının yükselmesi,
Yatırım iştahının azalması
işletmelerin hem mevcut faaliyetlerini sürdürmesini hem de yeni kapasite yatırımlarını daha temkinli planlamasına neden oldu.
İç pazardaki tüketim talebindeki yavaşlama da sanayi üretimini aşağı çeken başlıca faktörler arasında yer aldı.
Kur ve Maliyet Dengesi Bozuldu, Rekabet Gücü Zayıfladı
Sanayicilerin uzun süredir dile getirdiği en önemli sorunlardan biri de üretim maliyetleri ile döviz kuru arasındaki dengenin bozulması oldu.
Son iki yılda;
Ücretler,
Enerji giderleri,
Kira maliyetleri,
Finansman giderleri
hızla yükselirken, döviz kurunun enflasyonun gerisinde artması, özellikle ihracat yapan imalat sanayi firmalarının uluslararası rekabet gücünü olumsuz etkiledi.
İhracat Pazarlarındaki Yavaşlama Sanayiyi Olumsuz Etkiledi
Sanayi sektöründeki yavaşlamayı yalnızca iç piyasa koşulları değil, dış talepte yaşanan zayıflama da derinleştirdi.
Başta Avrupa Birliği olmak üzere Türkiye'nin temel ihracat pazarlarında ekonomik büyümenin yavaş seyretmesi, siparişlerde azalmaya yol açtı.
Bu gelişmelerden özellikle;
Tekstil,
Hazır giyim,
Otomotiv yan sanayi,
Demir-çelik,
Makine
gibi ihracata duyarlı sektörler etkilendi.
Kapasite kullanım oranlarında gerileme yaşanırken, bazı firmalar üretimlerini azaltmayı, bazıları ise yeni yatırımlarını ertelemeyi tercih etti.
Hizmetler Sektörü Milli Gelirde Daha Fazla Pay Almaya Başladı
Sanayinin milli gelir içindeki payının düşmesinde hizmet sektöründeki güçlü büyüme de önemli rol oynadı.
Özellikle;
Turizm gelirlerindeki artış,
Ulaştırma sektöründeki büyüme,
Ticaret faaliyetlerindeki hareketlilik,
Finans sektörü,
Bilgi ve iletişim hizmetleri
GSYH içerisinde hizmetler sektörünün ağırlığını artırdı.
Bu nedenle sanayi üretimi mutlak olarak büyüse bile hizmetler sektörünün daha hızlı büyümesi, sanayinin toplam ekonomi içindeki payının gerilemesine neden oluyor.
İlk çeyrek verileri, Türkiye ekonomisindeki büyümenin giderek daha fazla hizmetler sektörü tarafından taşındığını, sanayinin ise milli gelir içerisindeki ağırlığını kaybetmeye devam ettiğini gösteriyor.
Sanayinin Güçlenmesi İçin Yapısal Adımlar Öne Çıkıyor
Sanayinin yeniden güç kazanabilmesi için;
Finansmana erişimin kolaylaştırılması,
Yatırım ortamının iyileştirilmesi,
Yüksek teknoloji üretiminin teşvik edilmesi,
İhracatçıların rekabet gücünü artıracak politikaların uygulanması
gerektiği değerlendiriliyor.
Bunun yanında üretim maliyetlerini azaltacak yapısal reformlar ile öngörülebilir ekonomi politikalarının yatırım kararlarını hızlandırması bekleniyor.
Önümüzdeki dönemde uygulanacak ekonomi politikalarının, yaşanan gerilemenin kalıcı bir yapısal dönüşüm mü yoksa geçici bir konjonktürel zayıflama mı olduğunu belirleyeceği ifade ediliyor.
Uzmanlar Uyarıyor: Kalıcı Olursa Sorun Derinleşebilir
Uzmanlar, sanayi ve imalat sanayiinin milli gelir içindeki payındaki düşüşün yalnızca istatistiksel bir veri olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Çünkü imalat sanayii,;
Yüksek katma değer üretimi,
İhracat kapasitesi,
Teknoloji geliştirme,
Nitelikli istihdam
açısından ekonominin temel taşı olarak kabul ediliyor.
Bu nedenle mevcut eğilimin kalıcı hale gelmesi durumunda, üretim kapasitesi ve ekonomik büyüme açısından daha derin etkiler oluşturabileceği değerlendiriliyor.